16 Ekim 2013 Çarşamba

Bir kültür nesnesi "kanaviçe" ve Niyazi Erdoğan

Kanaviçe son yıllarda sadece adı ile hatırladığımız bir sanat dalı olsa da yaşadığımız coğrafyada oldukça önemli bir yere sahiptir, öyle ki evlenme çağına gelen kızların ilk çalışmaları her zaman kanaviçe üzerine olmuştur. Kıyafetler, yastıklar, bohçalar, panolar yani kısaca uygulanabilir her alan kanaviçe ile süslenmiş ve maharet isteyen bu iş sergilenmek istenmiştir. 

Estetik algılar ile değişim gösteren motif ve uygulamanın aslında tarihi oldukça eskilere, Orta Asya'nın bozkırlarına dayanır, giysi için geliştirilen dikme işleminin hemen ardından gelen dikilen giysileri süsleme ihtiyacı her coğrafyada kendi kendini yaratmış ve insanlık tarihi için estetik gelişmelerin önünü açmıştır. Kanaviçe de işte böyle bir estetik kaygının güdüldüğü zamanlarda ortaya çıkmıştır, Franz Werfel'in deyimiyle "Kadının istediği iki şey vardır: Erkeğin gözüne girmek, kadının gözüne çarpmak." her ne kadar eleştiriye açık bir deyiş olsa da sosyolojik olarak desteklenir yanı olduğunu da belirtmek gerek. Hal böyle olunca kadınların süslemeye ve var olanı olduğundan daha güzel göstermeye merakı ile giysilerin süslenmesi için geliştirilen yöntemler arasında kanaviçe de varlığını çağlar boyu sürdürmüştür. 

Çıkış noktası kesin tanım ile Orta Asya olmasa da bulunan en eski örneklerin bu bölgede ele geçmesi, Orta Asya'nın kanaviçe beşiği olduğunu ortaya koyar, bu bozkırlardan insanların farklı coğrafyalara ilerlemesi ile kültürlerini de yanlarında taşımaları kanaviçenin yayılmasını sağlamıştır. Eski el sanatlarını incelediğiniz coğrafyada çoğunlukla kanaviçe ile karşılaşmanız mümkündür, bölgesel farklı işlemeler, desenler, renkler görülse de kanaviçe varlığını mutlaka gösterir. 

Farklı coğrafyalara yayılımını sürdüren kanaviçe XV. ve XVI. yüzyıllarda Avrupa'da oldukça popüler olmuş Fransa, İtalya, İngiltere'deki kadınların kıyafetlerinin detay süslemesi görevi görmüştür. Bunun haricinde flama, çanta, pano gibi birçok yerde kullanılmıştır. 


































1661 yılına ait kanaviçe örneği - Victoria & Albert Museum 



























Victoria & Albert Museum'da bulunan 1600'lere ait bir örnek.



































1300/1400'lere ait İngiliz armaları kompozisyonlu kanaviçe süslü süvari çantası.


XV. ve XVI. yüzyıllara ait Türk kanaviçe örnekleri bulamadım ancak stilize edilmiş çiçek motiflerinin yanı sıra anlam barındıran geometrik desenler ile kompozisyon oluşturulduğuna eminim, eski Türk halı desenlerini gözünüzün önüne getirin ve bunların daha küçültülmüş stilize hallerini düşünün. Her bir geometrik desenin farklı bir anlama sahip olduğundan bahsetmiştim, aslında bu bile başlı başına bir post konusu olur ama üstün körü değineceğim. Türk geleneklerinde ya da daha ziyade göçebe kültürüne dayanan halklarda sanat simgeseldir, sadece sanat değil din anlayışları da simgeler üzerine kurulmuştur, şamanizm kültürü gibi. Anadolu coğrafyasındaki halkların çoğu da göçebe kültürüne dayandığı için simgeselliği kanaviçe alanına da taşımışlardır.




















Günümüz örnekleri her ne kadar bu kadar sade olmasa da geçmiş zamanların kanaviçeleri 2 boyutlu polychrome ya da monochrome desenler ile oluşturulmuş. 


































Evet, gelelim Niyazi Erdoğan'ın konu ile olan alakasına. Mercedes-Benz Fashion Week'14 kapsamında gerçekleştirdiği defilesi ile adından oldukça söz ettiren tasarımcının babaannesi, halası ve annesine ait kanaviçe örnekleri ile konuya girişi yaptık. Şimdi gelin Niyazi Erdoğan'ın lookbook'una bir göz atalım. 



























































































































































































































































































































































SS2014 Niyazi Erdoğan RUNWAY: 




Lookbook'a göz attıktan sonra, eski bir kültürün yansımalarını görmek insanın hoşuna gitmiyor değil ancak bu yansımadan çok tasarımcıların tasarım süreci hakkında bilgi sahibi olmak içinde güzel bir bakış. Niyazi Erdoğan'da ilhamını beslendiği kültürden alarak eserlerine yansıtmış, kullandığı çizgiler, renkler ile de modern erkeğin prototipini çizmiş bir bakıma. Birkaç yazı öncesinde D&G koleksiyonu ile bağdaştırdığım bir yazı vardı hatırlayamadıysanız linke tık. Bu yazının yan komşusu Niyazi Erdoğan tasarımlarında da karşımıza çıkıyor. Renkli dünyalara sahip erkeğin sosyal hayatta daha fazla göreceğimiz günler yakındır umarım. Ataerkillikten kopup biraz anaerkil olmaya başladığımızda sanırım bahsettiğimiz renkli dünya hayali gerçek olacak. Niyazi Erdoğan gibi tasarımcılar da bu renklendirme de güzel birer boya görevi görüyorlar.

Renk skalamızın geniş olduğu, sanat ve moda dolu günler diliyorum....
Devamını Oku

14 Ekim 2013 Pazartesi

Sandıklardaki hazineler...

Reçine ile karışmış naftalin kokusunu hatırlayanlar var ise lütfen kendisi ile gurur duysun. Geçmiş zamanların belki de en mistik alanlarından biri olan sandıklar günümüzde unutulmuş olsa da, kokuları hala burnumuzda. 

Çocukluk dönemlerinde kapalı kutuların ardında hazinelerin olduğu inancına sahiptim, ve her zaman dolap ya da çekmeceler benim evrenler arası geçiş kapılarım oldu. Bunu hikayesel bir anlatım katmak için söylemiyorum, tanımadığım bilmediğim bir çekmece beni hayattan soyutlayabilir nitelikte oldu her zaman. Ama her duygunun en üst mertebesi olduğu gibi bu soyutlanmanın da bir üst eşiği olmalıydı ve o sınırı sanıyorum ki 9-10 yaş aralığımda annemin çeyiz sandığı ile keşfettim. Şimdi dün gibi hatırlıyorum da annemi nasıl merakla izlemiştim sandığın kilidini açarken, heyecandan sus pus kesilip içinden çıkabileceklerin hayali ile derin sessizlik içerisinde bir 15 saniye geçirmiştim. Kapak açıldıktan sonra ortaya çıkan el işlemeli elbiseler, bebekliğime ait çeşitli kıyafetler, sünnet kıyafetleri, annemin tel kırmalı müsamere elbisesi... Hepsi de anılarını içerilerine hapsetmiş bir şekilde zamansızlık kokuyorlardı. 

İşte bu romantizm yoğunluğunu yaratan da böyle bir görsel ile başladı. Moda tarihi ile ilgili araştırma yaparken karşıma çıkan görseller burnumun direğini sızlattı, yine o reçineli naftalin kokusu sardı etrafı. Hepsi de böyle sandıkların arasından müzeye bağışlanmış eserlerdir diye düşünüyorum, sandıkları belki çoktan yok oldular ancak onlar hala yıllar öncesinde ilk giyildikleri ve son kez çıkarıldıkları duygular ile moda tarihi meraklılarının karşısında duruyorlar. Sözü fazla uzatıp romantizm buhranına girmeden, geçmiş kokulu kıyafetler ile sizleri baş başa bırakıyorum. 


































1885 - 1890 yıllarında Amerika'da ipek, pamuklu kumaş ve danteller kullanarak dikilmiş elbise üzerinde kullanılan zarif bir ceket. 


































1895 tarihinde Rusya'da dikilmiş bir elbise, ekose modasının revaçta olduğu sonbahar/kış dönemi için ilham kaynağı olabilecek değerde. 


































1895 yıllarının Amerika'sına ait elbise üzerinde kullanılan ceket modeli, ipek kumaşlar kullanılarak dikilmiş.


































1897 tarihinin Fransa sokaklarında büyük ihtimal şapkası ve eldivenleri ile tamamlanarak kullanılmış bu floral desenli elbise yine ipek kumaşlar ve danteller ile dikilmiş. 


































1887 tarihli bir Fransız elbisesi daha. Fransız kadınların modaya nasıl yön verdiğini algılamak açısından da oldukça güzel bir örnek. Floral detaylar günümüzde de oldukça trend, hatırlarsanız son fashion weeklerde çoğu tasarımcının lookbook'unda floral baskılı kumaş ya da floral işlemeler göze çarpmış, hazır giyim sektörü de bundan yeterince nasibini almıştı. 


































1915'ler. Kanlı politikaların dünya sahnesine sürdüğü I. Dünya Savaşı yıllarında şıklık sadeliğe geçiş yaparak kendinden ödün vermeyen bir çizgide ilerlemiş. Dantel ve ipekli kumaşlar ile oluşturulmuş oldukça romantik hatları olan bu ceket, elbise üzerinde kullanılmak üzere tasarlanmış.


































Yine I. Dünya Savaşı döneminden (1922) kalma bir elbise, şıklığın sadeleşmesi artık iyice göz önünde öyle ki dantel kullanımının azami dereceye çekilmesi ya da hiç kullanılmaması ön planda. Ancak kumaş üzerindeki floral ve simetrik desenlerin bir dantelden daha fazla ihtişam kattığı da bir başka gerçek.




















1930-1939 savaşın izlerinin silinmeye çalışıldığı yıllara ait bir ceket, özgün tasarımıyla dikkat çekiyor. Sosyolojik açıdan bir çok çıkarıma kaynaklık edebilecek nitelikte. 


































1944 yılları Amerika'sında pamuklu kumaş ile dikilmiş elbise renk geçişleri ve tonlamalarıyla oldukça şık bir görünüm sergiliyor. Kullanılan renk tonlarının Pantone renk katoloğunda 2013 sonbahar/kış renklerini de barındırması ayrı bir anekdot. 


































1942 yılına ait elbise sanki bir tuvalden bozma kumaş ile dikilmiş hissi uyandırıyor, son zamanlarda oldukça revaçta olan baskı teknolojisi ile üretilen kumaşlardan dikilen elbiselerin atası sayılabilir mi bilmiyorum ama yine de bu açıdan önemli bir parça olduğunu düşünüyorum. 


































1968 yılının sonları. İnsanoğlunun uzay ile tanışmasında kat edilen yolun belki de ilk ve en önemli olayı: Ay'a ayak basılması. Tabi bu olay dünyadaki gündemi etkilediği kadar sanatı ve modayı da etkilemiş. 


Naftalin kokusundan nasibimizi alamadık daha fazlasına ihtiyacımız var diyorsanız Metropolitan Museum'ın sitesini takip edebilir giyim kuşam tarihi hakkında somut bilgi ve görsellere ulaşabilirsiniz. Site için şuraya bir tık yeterli. 
Devamını Oku

Görsel Hazlar Kumpanyası

Moda tanıtımlarında uzun bir süre fotoğraf çok büyük bir alanı işgal etmişti, ancak 90'lar ile birlikte ortaya çıkan güruh artık fotoğrafın yerine videoyu daha etkin bir şekilde kullanmaya karar verdiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...

Klasik bir masalın giriş bölümüne uygun paragraf ile açılış yapmış olsam da yazı aslında bir masaldan ziyade moda dünyasının efsanelerinin hikayesi. Her bir efsaneye değinmeyeceğim, belki ileride böyle bir düzenleme yazar paylaşırım ancak şimdilik izlemekten keyif aldığım bir kaç video ile sizleri ısındırma yolunu seçtim. Moda fotoğraflarına ya da fotoğrafçılığına ilgi duyanların büyük keyif alacağına eminim, ancak diğer kesimi ötelemeden şunu da belirtmeliyim ki, moda ile ilgisi olmayan bir kişiyi bile heyecanlandıracak projelerden bahsediyorum. Her biri o kadar itinalı hazırlanmış ki çekim detaylarını ve işin mutfağını düşündüğünüzde ayrı dünyalarda seyir halinde oluyorsunuz. Paralel evrenimde sizleri konuk etmekten şeref duyacağım, buyurun sırası ile evrenin kapılarını aralayalım:

-İlk video Altuzarra 2014 lookbook'undan:



Gareth Pugh SS'11:




Alexander McQueen Tribute:





DOWNTOWN Calvin Klein:
















KENZO Resort'13:


















Dior Homme:


















Moda tarihinin 100 yılına ufak bir bakış sunan eğlenceli bir video:



Givenchy'nin parfüm tanıtımı:






Devamını Oku

13 Ekim 2013 Pazar

Modaseverlerin gönüllerinin veliahtı: Özgür Masur

Heyecan ile beklenen ekim ayı sonunda kapılarını hem soğuk havalara hem de moda rüzgarlarının ılık esintilerine açtı. Mercedes-Benz Fashion Week 7-11 Ekim aralığında Kuruçeşme Arena'da başladı. Birbirinden güzel defilelerin göz alıcı parçalarından tek tek bahsetme gibi bir düşüncem var ancak önceliğimi Özgür Masur'dan yana kullanmak istedim. Önceliğin Özgür Masur'da olmasının nedenlerine değinmiyorum keza tasarımlarının görsellerini yazının sonunda incelediğinizde cevabı zaten bulmuş olacaksınız. 

Defile mekan seçimi ile birlikte Özgür Masur'u veliaht koltuğuna oturtmakla kalmadı, yarattığı görsel şölen ile de beğenileri topladı. Mekan İstanbul'un unutulan geçmişinden kalma saraylardan birinde yani İngiliz Sarayı'nda yapıldı. Pera House adıyla da bilinen bu yapı Osmanlı döneminde 1801 tarihinde İngilizlere hediye edilen arazide yapılmış ve dönemin padişahı Abdülmecid'in de bizzat katıldığı görkemli bir balo ile açılmış. Uzun yıllar Osmanlı-İngiliz daha sonra Türk-İngiliz diplomatik ilişkilerinin yürütüldüğü bir yer olarak tarihte kendine yer edinmiş. Bir çok talihsiz olay ardından tekrar kendini yenilemiş restore görmüş yapının ilginç de bir hikayesi var. Tuna Köprülü'nün yazmış olduğu İstanbul'daki Yabancı Saraylar kitabında aktardığına göre sarayda bulunan devasa ve göz kamaştıran avizeler esasen İngiltere'den İstanbul üzerinden Moskova'daki elçiliğe gönderilmek üzere yola çıkmışlar ancak patlak veren Kırım Savaşı sonrasında yollar mevcut tehlikelerden dolayı kapanınca Pera House'a taktırılmışlar. Tarihte ya da gelecekte olacak hiçbir savaş ya da kaba kuvvete başvurmayı desteklemesem de avizeler için sevinmedi değilim. 

Tarihsel süreçte böyle önemli rol üstlenmiş bir yapının içerisinde yapılan defilede Özgür Masur'un tasarımları da kendi alanlarında önemli bir rol üstleniyorlar, İngiliz saray süslemelerinin kıyafete aktarımı görünen detaylar bugüne değin sürekli bahsi geçen oryantalizm tutkusunu tam tersine çevirir nitelikte. Dantel gibi işlenmiş duvarlar, parıltılı kumaşlar ile kaplı İngiliz mobilyaları ve barok-rokoko aralığında seyreden bir üslup ile oluşan yeni beğenilerin ışığında modern kesimler ve kıvrımlar ile dolu bir defile için insan ne diyeceğini şaşırıyor. Bu tıpkı kivi yediğinizde aldığınız tadı tarif etmeniz istendiğinde tam anlamı ile nasıl bir tat olduğunu anlatamamanız gibi bir şey. Baktığınızda kumaş detaylarından kesimlere, mekanın kattığı enerji ile var olan ahenge, renklerden ince işleme ve detaylara kadar birçok şey görsel hazzınızı kabartıyor ancak sözel olarak tanımını bulmakta zorlanıyorsunuz. 

Özgür Masur sizin moda veliahtınız olabilir mi bilmiyorum ancak son zamanlarda sergilemiş olduğu grafik ile ben gönül rahatlığı ile veliaht olarak kendisine koşulsuz hayranlık besleyebilirim. Ki bu düşüncemi önümüzdeki fashion week'lerde lookbook'ları ile destekleyeceğinden de eminim. Gelecek defileleri bir kenara bırakıp yeni görücüye çıkıp oldukça beğeni toplamış MBFW'14 defilesine bir göz atalım tabi bunun öncesinde bahsi geçen İngiliz Sarayı ve avizelerini de es geçmeyelim. Ben fotoğraf ile yetinemem izlemek isterim diyenleri de unutmadım, görsellerin altında runwayi izleyebilirsiniz. 













































Devamını Oku

6 Ekim 2013 Pazar

Geçmiş gün olur ki: Christian Louboutin Fall 2011

Sanatın ve modanın harmanlandığı her çalışmayı haykırarak anlatmak, yetmez diyerek tekrar tekrar hatırlatmak boynumun borcuymuş gibi hissettiğimden bu yazı ile sizleri bir kaç yıl öncesine yolculuğa çıkmaya karar verdim.

Söz konusu Christian Louboutin olunca "geçmiş" kelimesini içim rahat bir şekilde kullanamadığımı da itiraf etmek istiyorum keza Louboutin'in ünü ve moda dünyası için atmosfer olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Tam da bulutların atmosferde kümeleşip güneşi bizden sakladığı günler içerisindeyken, sanat ile harmanlanmış Christian Louboutin 2011 lookbook'u ile güneşin göz kamaştırıcılığını hatırlatmak istedim. Her ne kadar bu lookbook'taki bazı parçalar eleştirilmiş, hatta yerilmiş olsa da fikir oldukça yaratıcı... Sunumun her alanda özel ve itinalı olması gerektiği gerçeğini bir kez daha vurgulayan Louboutin sizleri sanata ve modaya doyurmak için and içmiş... "And" deyince aklınız gündeme düştü biliyorum, kaldırıldı kaldırılacak derken yorulan gündemi bir kenara bırakın şimdi ve bu sanat dolu sunumlara en duru algınız ile göz atın, emin olun sonunda "vay be" cümlesini oluşturacak beyin hücreleriniz gördüklerini saklamak için birbirleriyle yarışacaklar...

İlk çalışma Marie - Guilleme Benoit'in Portrait d'une Negresse adlı eseri. İnsanlık tarihinin en kötü imajlarından biri olan siyahi köleliğin yasal olarak yasaklanmış olmasından sonra yapılan eser her ne kadar kadın vücudunu seyirlik bir olgu olarak yansıtmasıyla tepki toplayabilme potansiyeline sahip olsa da hem feminizm hem de siyahi haklarının simgesi haline gelmiş. Günümüzde Louvre Museum'da sanat severler ile buluşan eserde bilinçli bir deformasyon söz konusu, orijinalinin tersine havada duran el bence eserin kazandığı simgeselliği kırmak ve algıyı Louboutin tasarımı ayakkabıya yöneltmek için yapılmış. 




Jean Baptiste - Camille Corot - Portrait of a Girl isimli tablosu ile bütünleştirilmiş Louboutin Halte dikkat çekiyor. Tablonun orijinali 1.3 milyon dolar etmesi ve hikayesi ile de meşhur, tablonun sahibi çok sarhoş olduğu bir zamanda tabloyu satmak istiyor ancak kaybediyor, günümüzde nerede olduğu ise meçhul. 



Georges de la Tour - Magdalene and the Flame adlı eser 1640 yılına tarihli. Gölge ve ışık kullanımı açısından sanat tarihinde oldukça prestijli bir yere sahip. Simgeselliğinin verdiği edinimler ile adı oldukça eser ve çözümlemeye konu olmuş olan tabloda deformasyon yok denilecek kadar az, tek fark Louboutin Puck ile anlaşılıyor denilebilir. 




Francois Clouet - Elizabeth of Austria adlı eser diğer kullanılan tablolar arasında en çok deformasyona uğramış olanı, orijinalinde taht görünmezken Louboutin versiyonunda tahta nazik dokunuşlar ile oturmasına rağmen tahtından vazgeçmeyeceği imajını çizen Elizabeth, belki de Louboutin'in vermek istediği "Louboutin tasarımlar ile asil ve kendine hakim duruşunuzdan vazgeçemeyeceksiniz" sloganını bizlere haykırıyordur, kim bilir... 



Jean-Marc Nattier - Marquise d'Antin tablosunda görülen Markiz Antin'in duruşunu tamamlayan bir elde sevimli ve naif kuş diğer tarafta kuş tüyleri ile oluşturulmuş Artemis çanta biraz ironik olsa da tanıtım açısından rahatsız edici değil. Tom Ford'un sloganı "seks satar"dan Markiz de nasibini almış görünüyor, dolgun ve ön plana alınan göğüsler, naturel bir kırmızı ile ortaya çıkarılmış hafif aralık dudaklar ve yumuşak bakışlar... 




























Francisco de Zurbaran - Saint Dorothy tablosu her ne kadar çok bilindik olmasa da, Zurbaran için aynı şeyi söylemek mümkün değil. İspanyol ve dünya sanat tarihi açısından oldukça önemli bir kişilik olan sanatçı ışık ve gölge kullanımları açısından da İspanyol Caravaggio olarak adlandırılıyor. Louboutin tanıtımında da fotoğraftaki ışık ve gölgelerin vurgulanmış olması büyük bir jest olmuş bence. Kumaş kıvrımlarındaki yumuşak keskinlik ise oldukça hayranlık uyandırıcı, tabi asıl vurgulanan yer de meyve tabağına yerleştirilmiş kontrast renkler ile tasarlanmış 8 Mignons modeli...


















James McNeil Whistler - Whistler's Model sanat tarihine dair yazılmış kaynaklarda mutlaka rastlayacağınız bir tablo. Viktoryen Dönem'in Mona Lisa'sı olarak da bilinen eserde Whistler'in annesi kucağında Louboutin Tootsie modelini tutuyor.

Sanata olan yakınlık her zaman hayranlık uyandırıyor değil mi! Öyleyse sanat dolu günler...
Devamını Oku

Şuh kadınların tanrısı: Mustafa Soydan

Bazı değerlere körü körüne bağlı biri olarak algılanmaktan her zaman "adımlarca" geri dursam da ülkemizden bir sanatçıya dair bir şey anlatırken, okurken ya da yazarken kendimi oldukça keyifli ve tatmin olmuş olarak buluyorum. Yine bu ruh hali ile sizlere takip etmekten keyif aldığım, çizgilerinde müzik bulduğum bir sanatçıdan bahsetmek istiyorum ki siz zaten çoktan başlık sayesinde kendisiyle tanıştınız. 

Mustafa Soydan, 1985'te Adana'da doğan, grafik tasarım mezunu bir sanatçı. Modaya olan ilgisinin her zaman "yapabilirim" olarak içinde olmasına rağmen bu alana sonradan yönelmiş daha doğrusu mezun olduğu grafik tasarım ile modayı yoğurarak moda illüstratörlüğünü ülkemize kazandırmış isimlerden biri. Şahsiyetini tanımıyor gibi hissedebilirsiniz şuan, ancak yazının sonunda göreceğiniz eserleri ile mutlaka bir mecrada karşılaşmış ve bir kaç saniye de olsa dikkatinizi üzerlerine yoğunlaştırmış olduğunuzu fark edeceğinizden şüphem yok. 

Mustafa Soydan'ın eserlerine geçmeden önce illüstrasyon nedir kısaca değinmek istiyorum. Dilimizi zorlayan, söylemeden önce bir kaç kez düşünüp telaffuza kalktığımız bu kelimenin sanat denizinde işlevi nedir diye açıklamadan geçmek olmazdı elbette. 

İllüstrasyon etimolojik olarak resim sanatının görüleni daha fazla görülür kılarak yani detayları ve çizgileri abartarak sunma tekniğine verilen addır, bu doğrultuda gerçekçi çizim ile anılsa da doğada asla göremeyeceğimiz gerçeklikler ile karşılaştığımız bir dal olması ile de hayranlık ya da en azından beğeni dediğimiz hissiyatı insanda yaratmaya eğilimi olması açısından önemlidir. Bakmayın adının illüstrasyon olduğuna; mağara resimlerinden günümüze kadar olan resim sanatının içerisinde her zaman kendine yer edinmiş bir tekniktir aslında. Türkiye'de ilk temsilcisi İhap Hulusi Görey olan bu dal Mustafa Soydan gibi yeni kuşak grafiker ya da bu sanatın içerisinde var olmayı arzulayan sanatçılar tarafından günümüzde oldukça ileri safhalara taşınmış ve sanat tarihi açısından adı anılacak başarı ve prestijleri doğurduğu göz ardı edilmemelidir. 
Yakın zamanda Alternatif Yayıncılık tarafından piyasaya sürülen İllüstrasyon isimli kitap, bu konuda fikir sahibi olmak ya da bilgilerini tazelemek isteyenler için başvurulası bir kaynak olarak görevini sürdürmekte, 395 illüstratörün çalışmalarının yer aldığı kitap, sanatın bu güzide dalının tarihçesine de değinerek okuyucuya geniş bir perspektiften bakma imkanı sunmakta, kitap hakkında geniş bilgi için linke bir tık yeterli... 

Kısaca üzerinden geçtikten sonra, bahsettiğim şuh kadınlara göz atmanın vakti geldi diye düşünüyorum. Mustafa Soydan'ın üstün yeteneği ile ortaya çıkan kadınların çizgilerden hatta daha da ötesi noktalardan ya da piksellerden oluştuğuna kendinizi inandırmak biraz zaman alıyor, ancak korkmayın bu benim de başıma geldi. İlk Soydan eseri ile tanıştığım gün belli zaman aralıklarında açıp kapatıp aynı esere baktığımı hatırlıyorum. Bunun sonucunda sanatçı ile aranızda bir bağ oluştuğunu da hissediyorsunuz, nerede bir illüstrasyon ile karşılaşsam onun Soydan'ın eseri olup olmadığını ayırt edebiliyorum, çizgilerindeki notaları bir kez işittiğinizde emin olun onlar size kendilerini fısıldıyorlar zaten. Buyurun müzik ile dans eden çizgilerden doğan şuh kadınlara yani onların tanrısı Mustafa Soydan'ın eserlerine...














Görsel hazzınızı yarıda kestiğim için üzgünüm ancak sonsuza kadar sürecek görsel ekleme işlemi beni ve sizi hayattan soyutlayacağı için bu şuh kadınların kaynağına ulaşmanıza yardımcı olmaya karar verdim. Mustafa Soydan bir çok mecrada var olan bir kişi kendisini blogundan takip edebilirsiniz. Sanatının dışında kendisi hakkında fikir edinmek isterseniz de röportajına göz atabilirsiniz. 

Sanat dolu pazarlar... :) 









Devamını Oku
Tema resimleri sndr tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Maddenin Sanat Hali, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena