istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2013 Salı

Modada "Gezi" Şıklığı...

Yıllardır beklediğimiz mevsim "bahar", doğuda ki bir çok ülkeden sonra bizim ülkemize de geldi, "2" ağaç yaprak açtı, güneşe selam verdi. Bilinçlerimiz yavaş yavaş özgürlüğün güneşiyle ısınırken, içimizdeki coşku ile kendimizi sokaklarda, parklarda, meydanlarda bulduk. Çıktığımız bu yolda, kendimizi her daim "sağlıklı" ve şık hissetmek için, bu yazımda neler giymeli ve kim neler giymiş diye size "doğal" ışık sağlamaya çalışacağım.

Türkiyeli insanlar olarak, çoğu zaman genelin dışında hareket etmeyi severiz bilirsiniz. Geneli kendimiz yarattığımız zaman daha özverili ve daha sağlam adımlar atarken buluveririz kendimizi. İşte bu "bahar"da öyle oldu, dünya modasından çok uzaklaşmasak da, kendi sesimizi pardon tarzımızı, kendimiz belirleme yolunda gittik. Tarzımız kendi içimizde üstü kapatılmaya çalışılsa da, dünya podyumları bu tarza sahip çıkarak, kumaşımızın ne kadar kaliteli olduğunu ve terzilerimizin bu kumaşı bir çapulcu bezi yapamayacaklarını haykırdılar. Bunun yerine bu kumaştan Cumhuriyet Baloları'nda giyilecek özgürlük elbiseleri, herhangi bir kıyafetin aksesuarı olmayacak birlik ve beraberlik gömlekleri, gençlerin gündelik hayatlarını taçlandıracak çağdaş, hür ve demokratik t-shirtler dikilmesi gerektiğini, terzilerin yandaşı medyaya bir şekilde aktardılar. Peki nedir bu Gezi Modası ?



İlk gün, yani 2 ağacın yaprak açtığı günde, parka gelen genç kadının giydiği rahatlık sağlayan kırmızı elbisesi ve beyaz çanta ile kombin yaptığı bu stil, "Gezi" modasının temsili oldu. Biber gazı (!) ile hacimlenen saçlar, saç telinden ince köprüye inanan insanların, vicdan mukayesesi yapma zamanlarının çoktan geldiğini bir kez daha hatırlattı. Ön planda görülen genç kadın, "Gezi" hatıraları için yanına aldığı fotoğraf makinesi ve olumsuz gaz şartlarında kendini güvenceye alabilmek için "hardal" rengi bir fular tercih ederek kararlı bir stil ortaya koydu.


Bahsettiğim gibi, "Gezi"nin temsili olan kırmızı elbiseli kadın, bir çok genç kadına ilham kaynağı teşkil ederek, kadınların bedenleri için yapacakları her türlü seçim haklarının kendilerinde olduğunu ve özgür seçimler ile gündelik yaşantılarında kendilerini ne denli güzel temsil ettiklerini gösteren bir tarz ile meydanlarda boy göstermiş oldu.


Bir diğer tarzımız da sokaklardan; rahat elbiseler yine oldukça revaçta, yürüyüş için tercih edilmiş rahat ayakkabılar ile oldukça hür, oldukça özgürlükçü ve oldukça "Gezi" havasında bir kombin yaratılmış. Kararsız,   "bahar"da mı yoksa kışta mı olduğunu tayin edemeyen emniyet güçlerine af edersiniz hava dalgasına temkinli bir şekilde yakalanmış genç kadın arkadaşımız, bu kombinine yağmurluk eklemediği için oldukça memnun, oldukça dirençli, olabildiğince özgür bir şekilde stilini ortaya koymuş.



"Bahar" havasının özgür gün ışığından yararlanmak isteyen ailelerimiz de çocuklarının gelecekte yaşayacakları tüm anti-demokratik uygulamaların karşısında yer almak için, oldukça şık bir şekilde aramızda yerlerini almışlar. Daha önce de demokratik hakların arandığı bir çok gezi (!) de karşımıza çıkan bahar maskeleri (!) kararsız gaz dalgasına karşı çocukların da en büyük koruyucusu olarak kombinlerin vazgeçilmezi olmuş.



"Gezi" şıklığında erkekler de kadınlar ile yarışır bir biçimde dünya podyumlarında ki yansımalarıyla oldukça büyük ilgi çektiler. "Bahar"ın getirdiği özgür gün ışığı karşısında renkli tercihleri ile, karanlık günlerin vazgeçilmez tarzını benimsemiş erkeklerden hemen ayrılan "Gezi" erkeği, ayakkabı seçimi dahi yapmaması ile özgür ruhun gerçek temsilcisi olarak bu konseptte yerini almış.



Dünya podyumları (!) tarafından oldukça beğeni toplayan "Gezi" gözlükleri, kararsız gaz dalgasından korunmanın yanında şehirli modern erkeğin görüş alanını da güvenli kılmasıyla dikkat çekici. Renkli seçimler ile oluşturulan kombin, yine "Gezi" erkeğini, kalıplaşmış görüşlerin dışına çıkamayan, belli bir ışık kaynağının yettiği ölçüde hayatı algılamayı seçen erkeklerden ayrı bir konuma koyuyor. Kombinine yer vermeyen ulusal medyaya inat, bu güzel seçimleri tüm ülkede ki "Gezi" modası severlerin beğenisine sunmak için elindeki sosyal medya gücünü de unutmuyor "Gezi" erkeği.



 Meydanlar, "bahar"ın gelişiyle insanlarca dolup taşıyorken, bunca hararetin arasında kitap okumayı (!) unutmayan hava (!) tayin ediciler, "Gezi" insanın kitap önerilerini dikkate almaktan da kaçınmıyor. Özgür beyinlerin derlediği seçkiler ile hayata bakış açılarını değiştirme adına ilk sözcüklerini göz ucuyla takibe alan hava (!) tayin ediciler, en çok Adolf Hitler'in Kavgam adlı otobiyografik kitabını beğenmiş olacaklar diye bizleri düşündürüyorlar.


Elbette bu kombinlerin çoğunu televizyonlarından gündemi takip eden "bahar"ın geldiğinden habersiz insanlarımız görmemiş, yaşanan "Gezi"lerden haberdar olmamış, özgür gün ışığını tatmamış olabilirler. Yaşanan bu tarz (!) değişikliği elbet bir gün demokratik giyim kuşam düşkünü bedenlerin ruhlarını da saracak, ve hepimiz istediğimiz gibi giyim kuşam rehberimizi hazırlayabileceğiz. Kaliteli dokunan kumaş her daim kendini belli eder, ancak terzi kötüyse ortaya çıkan ürün pek sağlıklı olmaz, bu yüzden "Gezi"p görüp en iyi terziye karar vermek gerek. Çok Gezi'n, çok konuşun, çok düşünün...

Herkese demokratik günler diliyorum...
Devamını Oku

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Nano-sanat: Hasan Kale

Başlık biraz fazla iddialı olsa da nano-sanat eserleri kadar değerli ve küçük sayılacak sanat harikaları yaratan bir sanatçıya mercek tutacağım, aslında mecazdan çok gerçek bir anlam taşıyor mercek tutma deyimi, çünkü 1959 doğumlu sanatçımız Hasan Kale kültürümüzde önemli yer tutan minyatür sanatını farklı bir boyuta çekerek mikro olarak tanımlanabilecek eserler üretiyor.

Türkiye'de resim sanatının gelişim evrelerine bakacak olursak ilk olarak Boğaz Ressamlarını ele almak gerek, Boğaziçi Ressamları olarak da bilinen bu grup Osmanlı Dönemi'nde yurtdışından ülkeye getirilip hem resim yapmaları hem de resim sanatını yaymaları istenmiş bir grup. Onların boğaz manzaralarını, büyük ebatlı resimlerini düşününce, Hasan Kale'nin de Türk sanatı içerisinde önemli bir isim olarak anılması gerektiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Kim bilir belki bundan bir kaç yıl sonra Türk Çağdaş Plastik Sanatları dersi kapsamında Hasan Kale ve onun eşsiz eserlerini ders olarak göreceğiz. 

Hasan Kale'ye karşı bizlerin sorumsuz davrandığımızı düşünüyorum, onca sergi, onca emek ve onca eser ile hala çoğumuzun bilmediği bir isim. Bu Kale'nin değil bizim ayıbımız olmaktan öteye geçemiyor. Ben şahsım adına kendisine olan minnet borcumu bir nebze olsun ödemek için yazdığım bu yazı ile, yazıyı okuyanların sanat dünyasına  Hasan Kale'den izler sürükleyebilirsem mutlu olacağıma inanıyorum. Öyleyse buyurun soyadı ile tezatlık oluşturan eserlerine göz atalım. :) 


























Herkesin yere göğe sığdıramadığı, en ufak bir hatırlama ile tuzlu nem kokusu aldığı ve martı sesleri işittiği İstanbul'u ve bu kente ait imgeleştirdiği çok görüntü vardır, ancak Hasan Kale bu duyguyu hepimizden farklı yaşıyor, yere göğe sığdıramamaktan ziyade bir incir çekirdeğine, bir sineğin incecik kanadına, bir kibrit ucuna taşıyor İstanbul'unu ve ona ait imgeleri. Fındık kabuğunu dolduramayacak sebepler, Hasan Kale ile anlam kazanıyor ve bir İstanbul manzarası fındık kabuğunda yerini alıyor. 

Hasan Kale Türk resim sanatı için emsalsiz bir örnek olmaktan da öte, minyatürden yola çıkarak evrilttiği bu üslubu ile en güzel övgüleri hak ediyor, etmeli de. Umarım siz de benim ile aynı düşünceleri paylaşıyor ve İstanbul'u bir incir çekirdeğinden seyretmenin ayrıcalığının çok farklı bir duygu yarattığına inanıyorsunuzdur. Sanatçıyı takip etmek isteyenler Facebook sayfasından detaylı şekilde inceleyebilirler, Hasan Kale'nin sanat üslubu ile sanata karşı aslında ne kadar büyük gönüllü davrandığımızı kavrayabilirler. :)

Devamını Oku
Tema resimleri sndr tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Maddenin Sanat Hali, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena