fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Tuvalin bedene yansıması: Eugenio Recuenco

Sanat Tarihi açısından oldukça ses getirmiş bir coğrafyadan seslendirmeler yapacağım bu yazımda, İspanya'nın dar sokakları ve renkli atmosferi altında yetişmiş birçok sanatçının eserlerini beğeni ile yorumladığımız bu günlerde, bir moda fotoğrafçısının çalışmaları oldukça beğeni toplayacak nitelikte. 

Fotoğrafçımız; Eugenio Recuenco, ülkesinin sanat birikimi ile yetişmiş ve bu birikime minnettarlığı göstermek adına olsa gerek, yine İspanyol bir sanatçı olan Picasso'nun eserlerini farklı bir kulvara taşımış. Kübizm akımının akla gelen ilk sanatçılarından olan Picasso hakkında detaylı bilgi vermeye gerek duymuyorum, çünkü hepimizin az çok aşina olduğunu, tablolarının ününün kıtalar aştığını düşünüyorum ancak kendisinin hayatını merak edenler izlemediyseler Anthony Hopkins'in Picasso'yu canlandırdığı ve Türkçe'ye Picasso ile Yaşamak olarak çevrilen 1996 yapım Surviving Picasso filmini izlesinler diye de öneride bulunmadan geçemeyeceğim. :) 

Picasso dendiğinde aklımıza gelen kadınlar, bir bakıma Recuenco'yu da etkilemiş ve tablolarda ki kadın silüetlerine can verme işine koyulmuş. Kübist kadın figürlerinin insan bedenine uygulanması elbette ki oldukça zor bir işlem ve birebir olarak aynı görüntüyü yakalamak imkansıza yakın bir durum, tabi buna rağmen Recuenco'nun fotoğrafları da ayrı bir lezzeti yakalamamış değil. Aynı toprakların sanat dünyasını beslediği Picasso ve Recuenco'nun sanat tarihi içerisinde kesiştikleri paralelliğe göz atalım öyleyse. :) 










İlk bakıldığında biraz yadırgama duygusu yaratsa da, aslında kübizmi ve bu akımın sanat dünyamıza kattığı eserlerin canlı model üzerinde şekillenmesinin ne kadar zor olduğunu düşününce, önyargı ile yarattığımız düşünceler yerini onaylama ve beğeni ile değiş tokuş ediyor. Aynı süreçten geçtiğim için gönül rahatlığı ile ikinci kez baktığınızda fotoğrafların size daha sempatik ve daha güzel göründüğünü fark edeceğinizi düşünüyorum. Öyleyse hadi... :)

Sanırım ikinci turu da geçtik, İspanya'nın toz pembe gün batışına selam ederek, sanat dolu günler geçirmeyi diliyorum. :) 

Eugenio Recuenco'nun diğer fotoğraf çalışmalarına göz atmak isteyenler kişisel websitesini ziyaret edebililer.
Devamını Oku

28 Mayıs 2013 Salı

Sanatın kılcal damarı: Moda Fotoğrafçılığı

Yüzyıllardır şekillenen moda endüstrisi, şuan bulunduğumuz çağda en parlak dönemini yaşıyor diyebiliriz. Medyanın bin bir türlü yüzünü kullanabilen tasarımcılar artık seslerini belli kesimden çok, duymak isteyen herkese iletilebildiği için kendilerini şanslı saysalar yerinde olur diye düşünüyorum keza Rönesans Dönemi moda anlayışının yaygınlaşması için büyük balolar, piknikler, at yarışları gibi sosyal etkinliklere ihtiyaç duyulduğunu biliyoruz. Tabi bu etkinliklerin de sadece katılımcılar için faydalı olduğu da aşikar.

Neyse ki günümüzün farklı mecraları sayesinde modanın sesi istediğimiz an kulaklarımızda yankı buluyor. Ama bu yankının da zayıf bir tınıdan ibaret olmaması için moda fotoğrafçılığı olarak karşımıza çıkan sektör, her daim kendini güncel ve kabul gören atılımlar ile şekillendirmek zorunda. Tabi bu şekillendirmenin yanı sıra beğeni kazanacak çalışmalar yapması da en büyük koşullardan biri olmalı ki hem kendi adını hem de tanıtmayı amaçladığı moda markasının adını akıllarda yer etmesi yönünde adım atabilsin. Böyle zorlayıcı bir sektörün içinde olan yaratıcı beyinler, sıradanlık sınırlarını zorlamayı da biliyorlar elbette ki, bunun en güzel örneği, hepimizin kitapçılarda ya da büyük marketlerin raflarını süsleyen dergilerden aşina olduğumuz moda yayınlarının sayfalarını süsleyen fotoğraflar. Görsel sanat birikimi ve moda ile harmanlanarak ortaya çıkan bu güzelliklere geçelim istiyorum hemen.


İlk örneğimiz, Francois Boucher'in 1756'da yapmış olduğu Madam Pompadour'un Portresi'nden ilham alan fotoğrafçı Francesco Vezzoli'nin W Magazine dergisi için çektiği fotoğraf. Bu arada sanatın hamileri arasında önemli bir yer tutan Madam Pompadour, döneme adını vurmuş ve önemli sanatçıları himaye etmiş Fransız Kralı XV. Louis'in metresi. 


Peter Lindbergh'in objektifinden, Harper's Bazaar adlı dergi için çekilen fotoğraf karesinde Julianne Moore'u John Currin'in 1997'de yaptığı The Cripple adlı resimden uyarlama ile görüyoruz.  


Flaman ressamlar arasında önemli bir yere sahip olan Hans Memling'in 1475 yılında yapmış olduğu "Bakire ve Bebek" adlı tablosu  fotoğrafçı Michael Sandres'e ilham kaynağı teşkil etmiş ve fotoğraf modern bir uyarlama olarak, 1997 yılında The Face adlı dergide kendine yer bulmuş. 



2006 yılında The New York Times'ın sayfalarını süsleyen bu kare, ünlü Amerikalı ressam Edward Hopper'ın 1927 yılında yaptığı The Automat adlı eserinin Joel-Peter Witkin'in gözünden modern bir uyarlanması olarak sanat tarihinin haznesinde yerini almış. 



Sıradaki resim çok kişi tarafından aşina olunan ve şahsen benim de oldukça beğendiğim bir sanatçı olan Gustav Klimt'in 1908 yılında yapmış olduğu The Kiss adlı eserinin fotoğrafçı Patrick Demarchelier tarafından Harper's Bazaar adlı dergide farklı bir bakış açısı ile beden bulmuş hali. 


Pop Sanat kavramı içerisinde oldukça büyük bir öneme sahip olan sanatçı Roy Lichtenstein'ın Masterpiece adlı eserinin Zink Magazine sayfalarında yer edinmesini fotoğrafçı Mike Ruiz sağlamış. 



Sanat Tarihinin En önemli ressamları arasında sayabileceğimiz ressam Fransız Neoklasik akımına dahil olan Jacques-Louis David'in Napolyon'un Alp Dağları'na Karşı betimlendiği bu eseri, John Galliano'nun yeni kreasyonunu tanıttığı Harper's Bazaar adlı derginin sayfalarında farklı bir yorum ve kalabalık bir sahne ile karşımıza çıkıyor. Bu güzel sahneyi oluşturan ve bize tanıtan ise fotoğrafçı Simon Procter. 


Sanat Tarihi'nin Ön-Raffeolloculuk olarak tabir edilen akımı yaratan John Everett Millain'e ait 1852 tarihli Ophelia adlı eseri Vogue dergisinin sayfalarını 2011 yılında fotoğrafçı Steven Meisel sayesinde süslemiş. 


Zenginlerin ve asillerin portrecisi olarak tanınan Amerikalı ressam John Singer Sargent'in asilzade bir kadını resmettiği tablosunda ki kadının yerini günümüz asil kadınının karşılığı olan Nicole Kidman tarafından doldurulduğu bu fotoğraf da 1999 yılında Vogue dergisi ile moda severlerin karşısına çıkmış. Bu eserinde fotoğrafçısı bir önceki görselde karşımıza çıkan ile aynı, Steven Meisel. Hal böyle olunca kimdir bu fotoğrafçı diye araştırma yaptığımda objektifi oldukça güzel kullanan biri olduğunu keşfettim ve eserlerini sizlerle paylaşmak istedim. Link'e tıklayıp galerisini gezebilirsiniz, tabi geri gelmek şartıyla. :) 


Hepimizin bildiği ve eminim ki sevdiği Johannes Vermeer'in 1665 yılında yaptığı İnci Küpeli Kız adlı eseri Elle France'da 1998 yılında yer almış, ancak söylemem gerek ki, modelin bakışları Vermeer'in modeli kadar beni etkilemeyi başaramadı. Neyse eserimizin fotoğrafçısı Freidmann Hauss, ve Vermeer'in bu tablosunun hikayesini dinlemek isterseniz de Tracy Chevalier'in videosuna göz atmanızı öneririm. 


Son görselimiz, yine Vogue sayfaları arasından, Amerikalı realist ressam Andrew Wyeth'in 1948 tarihli Christina's World adlı tablosunun bir uyarlaması, fotoğrafçı Carter Smith tarafından yapılmış. 

Moda evet bir sanat bu kuşkusuz kabul gören bir gerçek, ancak sanatın diğer dallarının ya da bu yazımda olduğu gibi resim sanatının modanın bir şekilde içerisinde yer aldığını görmek beni oldukça mutlu ediyor, bu alanımın sanat tarihi olmasından da öte bir şey olduğunu düşünüyorum, çünkü insanlık tarihi her zaman sanatın şekillendirmeleri ile bugünlere kadar gelebilmiş ve baktığımız zaman rahatlık, mutluluk, tatmin, hüzün, karamsarlık, ferahlık gibi bir çok hissi uyandırabilen eserler bırakmıştır. Durum böyle iken, bizler de günümüz için yarattığımız eserler ile bir sonraki jenerasyonun duygu dünyasında bir etki yaratacağız düşüncesi ile baktığımda, sanatın dallarının diğer dalların günümüz eserlerinden ya da tarihsel eserlerden yararlanması sanatın devam eden bir çizgiden meydana geldiğini hissettiriyor ve bu düz çizginin ne yapılırsa yapılsın hiç bir zaman kesik çizgilerden ibaret olmayacağı güvencesini veriyor bana. Eminim ki böyle düşününce sizler de rahatlıyor en azından sanata olan güveninizi tazeliyorsunuzdur. Öyleyse bu güvenin ve sanat eserlerinin güzel hissiyatını yakalama ve yaşatma zamanı. 

Sanatın verdiği güven ile şekillenen güzel günler dilerim. :)
Devamını Oku

16 Mayıs 2013 Perşembe

Resimden filme, filmden modaya: Piet Mondrian

Bir ressam düşünün ki, etkilemediği alanlar az sayıda olsun. 
Bir ressam düşünün ki, yeni bir akımı yaratıp, diğer sanat dallarını etkilesin. 
Ve bir ressam düşünün ki, hayatın her alanında, tasarım olan her ögede karşımıza çıkma potansiyeli olsun. 



Ressamımız Hollanda'da 1872 yılında dünyaya gelmiş ve 1944 yılına kadar yaşamış, bu 71 yıllık hayatın içerisinde 2 dünya savaşı, bir çok teknolojik gelişme ve sanat akımı ile karşılaşmış. Bu bilgi birikimlerinin de yardımı ile ürettiği eserlerini neoplastisizm akımını yaratarak yeni bir üslupta toplamış. 

Neoplastisizm akımı, basit bir ifade ile ilkel renkler ve basit geometrik biçimler arasındaki ilişkileri araştıran, kübizm çıkışlı, dik açı ve üç ilkel rengin (mavi,sarı,kırmızı) ve renk grubunun dışında yer alan siyah,beyaz,gri kullanıldığı bir akım olarak sanat dünyamızda yer bulmuş. 


Piet Mondrian (1921)

Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, iki farklı sanat kavramının birbirlerinden beslenmeleri ile oluşan sanat eserlerinin seyri, algılaması ve hakkında araştırılması her zaman daha keyif ve haz verici olduğunu düşünüyorum. İki farklı pınarın ortak bir havzayı sulaması gibi, o havzanın ürünleri her zaman daha lezzetli olması gibi. Şimdi Mondrian ile resim sanatı ve Pedro Almodovar ile film sanatının kesiştiği, ve ortaya çıkan lezzetli görüntülere götürmek istiyorum sizi. 

Tabi Pedro Almodovar'a değinmişken hakkında bilgi vermek de isterim. Almodovar, 1949 yılında dünyaya gelmiş bir İspanyol film yönetmeni. Doğum tarihinden de anlaşılacağı üzere bu güzel adam ile halen aynı atmosferin oksijenini paylaşıyoruz. Neyse bu bir yana, Almodovar filmlerinde her zaman dekor ve sahneye önem vermiş bir yönetmen, onun filmlerinin görsel farkındalığı kendini seyirciye hemen hissettirir. Kullandığı müzikler ve melodram ögeleri; yani ağlatının ve güldürünün harmanlanması da izleyiciyi filme bağlamaya yeter de artar. Almodovar ile henüz tanışmadıysanız, sizi şöyle alalım. Eğer, cevabınız "Evet, evet, biliyorum." ise aşağıya doğru devam edelim :)

Pedro Almodovar / La Male Education (2004)

Sahnenin arka planında görülen, Mondrian tablosundan esinlenerek tasarlanmış, hatta esinlenmekten ziyade eser ile bütünleştirilerek yapılmış elbise dikkat çekmekte. "Almodovar'ın dekor ve sahneye çok önem verdiğinden söz etmiştin." dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bilinçsiz bir yerleşim olmadığının hepimiz farkındayız. Almodovar'ın, sanatı sanat ile boyamasıyla ortaya nasıl böyle güzel yapıtlar çıkardığını anlamak hiç de zor değil. 

Filmdeki bu karenin esintisi, Pedro Almodovar'ın Mondrian'a duyduğu beğeni olabilir elbet, ancak bir diğer neden de modaya olan tutkusu da olabilir. Keza sahnede gördüğümüz kıyafet, 1965 yılına ait, Yves Saint Lauren elbisesi. 

Şimdi başlığımın ne demek istediğini tam olarak aktarabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorken, bu mutluluğu 1960'larda ve 2002'de sahnelerde Mondrian ve neoplastisizm rüzgarını estiren tasarımları ile, moda ve resim sanatı etkileşimini en güzel podyumlara taşımış olan Yves Saint Lauren koleksiyonuna göz atmakta fayda var.


Tabi Mondrian etkisi sadece Yves S. Lauren ile sınırlı değil, adını bilmediğimiz bir çok tasarımcının ilham kaynağı olmuş olan ressamın eserleri, aksesuarlarda, çantalarda, ayakkabılarda, hatta ve hatta keklerde bile karşımıza çıkmakta. 



Eğer siz de kendinizi Mondrianmania olarak tanımlıyor ve günlük hayatınıza sanatçının izlerini katmak istiyorsanız bir çok alternatif mevcut tabi bu güzellikleri bulup gardırobunuza katmak da size düşüyor :


Mondrian seven erkekleri de unutmadım tabi ki, modadan ve sanattan nasibini almayı sevenler için geliyor:


Dikdörtgenler, kareler, birbirini kesen çizgiler... Kırmızı, mavi ve sarılar... Kim bilir, belki birbirini kesen çizgiler kesişen yollar, kırmızılar insanlar, maviler gökyüzü ve sarılar da güneştir Mondrian için, ama günümüzde çok şey ifade ettikleri kesin. Her ögede izlerini görebileceğimiz Mondrian, acaba bu kadarını hayal etmiş miydi diye düşünmeden edemiyor insan. 

(Mondrian'ın diğer eserlerine göz atmak isterseniz, güzel bir galeri.)





Devamını Oku
Tema resimleri sndr tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Maddenin Sanat Hali, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena