design etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
design etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2013 Perşembe

Sanat tarihinin vefalı kadını: Mary Katrantzou

Sanat tarihi ile iç içe bir yaşamın modaya aktarımında karşımıza çıkan ilk isimlerden olan 1983 Yunanistan doğumlu Yunan modacı Mary Katrantzou büyüdüğü topraklara olan vefasını hayranlık uyandıracak bir şekilde ödüyor.

Sanat tarihi denildiğinde, primatif sanatlardan sonra sanatın kapsamlı ve başka coğrafyaları etkilemeye başladığı dönemlerde karşımıza çıkan Yunan sanatı, tarihsel süreçte geliştirici unsur olarak yer alıp günümüz sanatını oluşturmaya öncülük eden adı sıkça anılan bir sanat alanıdır. -sanatın tarihsel sürecini detaylı olarak incelemek isteyenler için de güzel bir kitap tavsiyesi: Gombrich'ten Sanatın Öyküsü- Belli bir dönem sonra unutulmaya yüz tutan sanat akımı Rönesans ile birlikte tekrar açığa çıkarak bir çok akımı oluşturmuş ve çoğuna da kaynaklık etmiştir. Çıkış noktası sadece Yunanistan olmasa da Mary Katranztou eminiz ki bu toprakların adı ile anılan sanata yaşadığı coğrafyadaki eserlerin ışığında adım atmıştır. 

Zamanda çok fazla yolculuğa çıkmamıza izin vermese de tasarladığı eserlerinde hayal gücüne olanak tanıması ve sanat eserlerinin farklı açılardan alınan izlenimleri ile oluşturduğu kolajları kullanarak yansıttığı giysileri sanat ve moda severleri ortak noktada buluşturmaya olanak tanıyor. Bir tasarımında ilham aldığı manzara karşımıza kumaşlar içerisinde sunuluyorken, bir tasarımında çok beğendiği bir Rönesans dönemi vazosu çiçek gibi bir kadını taşırken beliriyor. Gün ışığı pencereden yansırken, kadın göğsü güneş beden pencere olabiliyor, ya da bir abajur kadının belinden aşağıya uzanıyor. Simgesel tasarımlar yaptığına yönelik bir bilgiye rastlamamış olsam da Katrantzou'nun simgeselliğine yönelik oturup yazılacak çok şey olduğunu düşünüyorum. Tabii simgeselliğin yanında kullandığı canlı renkler ve kontrastların dengesine de ayrıca değinmek gerek. Göz alıcı ihtişam abidesi tasarımlarına can veren renkleri de ince bir sanat ruhu ile seçip kullandığına hiç şüphem yok. Tasarımcı, sanata olan aşkını, resim, heykel, mimari, vb her alandan örnekler ile modanın içerisinde yoğurarak insan bedenine ikinci bir ten gibi aktardığında, bir örneği olmayan özgün ve alanında söz getirecek tasarımlara imza atıyor, ki oldukça sevilip takip edilmesinin bir başka açıklaması olamaz da. Çok fazla söylenecek, çok fazla açıklanacak, milyonlarca methiye içeren cümleler yazılabilecek koleksiyonlarını ne kadar cümleler ile aktarmaya çalışsam da görmek her zaman sanatın tasvip ve takdir edilmesinde ilk aşamalardan biri olduğu için yetersiz olacak o yüzden gelin Yunan sanatının Fidias, Preksiteles ve daha nice sanatçısından sonra sanat ateşini devralan Katrantzou'un tasarımlarına göz atalım. 





























Devamını Oku

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Moda Tasarım'ın küçük kardeşi: Moda fotoğrafçılığı

Tasarım sürecinin sunumu ve kitlelere ulaşmasında en büyük paylardan birine sahip olan alan moda fotoğrafçılığı, dünya ile paralel olarak ülkemizde de oldukça revaçta olan bir meslek. Yaratıcılık alevini içinde paylaşan ve fotoğrafçılığı meslek olarak edinmeyi düşünenler için oldukça da zevkli bir dal olan moda fotoğrafçılığı, kendi içerisinde de ilahlar yetiştirmeyi ihmal etmiyor. 

Fotoğrafçının ilahı mı olur demeyin, söz konusu tasarım ve moda sanatının eserlerini tanıtmak ise bahsettiğimiz ilahlar her daim söz sahibi oluyorlar. Teknoloji çağı hepimizi fotoğrafçı, tasarımcı, stylist, editör, yazar yapıyor ancak bu alanlarda başarılı olmak için fotoğraf makinesi, dikiş makinesi, marka katalogları, klavye, blogtan öte farklı bir enerjiye, bakış açısına ihtiyacımız olduğu aşikar. İşte bu yetiler kişide olunca da ilahlaşma süreci başlıyor. 

İlahlığın tanımından gözlerimizi Pierre Debusschere'nin portfolyösüne çevirelim. Çekmiş olduğu fotoğrafların her birinin teması kendi içerisinde kendisiyle uyumlu olsa da hemen hemen hepsine hayranlık duyduğumu belirtmek isterim. İnsan silüeti ve belli başlı kavram, nesne, renk vb etmenleri işin içine katması beni adeta büyülüyor. Belki de kişilerin içerisinde aynı kavramları Pierre ile benzer şekilde görebildiğimden kaynaklıdır bilemiyorum. İnsanların içinde ki renksel dünyanın kapılarının aralanması ve o aralıktan içeriye ufak bir bakış atmak sizin de hoşunuza gider umarım. Keyifli seyirler. 















Devamını Oku

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Tuvalin bedene yansıması: Eugenio Recuenco

Sanat Tarihi açısından oldukça ses getirmiş bir coğrafyadan seslendirmeler yapacağım bu yazımda, İspanya'nın dar sokakları ve renkli atmosferi altında yetişmiş birçok sanatçının eserlerini beğeni ile yorumladığımız bu günlerde, bir moda fotoğrafçısının çalışmaları oldukça beğeni toplayacak nitelikte. 

Fotoğrafçımız; Eugenio Recuenco, ülkesinin sanat birikimi ile yetişmiş ve bu birikime minnettarlığı göstermek adına olsa gerek, yine İspanyol bir sanatçı olan Picasso'nun eserlerini farklı bir kulvara taşımış. Kübizm akımının akla gelen ilk sanatçılarından olan Picasso hakkında detaylı bilgi vermeye gerek duymuyorum, çünkü hepimizin az çok aşina olduğunu, tablolarının ününün kıtalar aştığını düşünüyorum ancak kendisinin hayatını merak edenler izlemediyseler Anthony Hopkins'in Picasso'yu canlandırdığı ve Türkçe'ye Picasso ile Yaşamak olarak çevrilen 1996 yapım Surviving Picasso filmini izlesinler diye de öneride bulunmadan geçemeyeceğim. :) 

Picasso dendiğinde aklımıza gelen kadınlar, bir bakıma Recuenco'yu da etkilemiş ve tablolarda ki kadın silüetlerine can verme işine koyulmuş. Kübist kadın figürlerinin insan bedenine uygulanması elbette ki oldukça zor bir işlem ve birebir olarak aynı görüntüyü yakalamak imkansıza yakın bir durum, tabi buna rağmen Recuenco'nun fotoğrafları da ayrı bir lezzeti yakalamamış değil. Aynı toprakların sanat dünyasını beslediği Picasso ve Recuenco'nun sanat tarihi içerisinde kesiştikleri paralelliğe göz atalım öyleyse. :) 










İlk bakıldığında biraz yadırgama duygusu yaratsa da, aslında kübizmi ve bu akımın sanat dünyamıza kattığı eserlerin canlı model üzerinde şekillenmesinin ne kadar zor olduğunu düşününce, önyargı ile yarattığımız düşünceler yerini onaylama ve beğeni ile değiş tokuş ediyor. Aynı süreçten geçtiğim için gönül rahatlığı ile ikinci kez baktığınızda fotoğrafların size daha sempatik ve daha güzel göründüğünü fark edeceğinizi düşünüyorum. Öyleyse hadi... :)

Sanırım ikinci turu da geçtik, İspanya'nın toz pembe gün batışına selam ederek, sanat dolu günler geçirmeyi diliyorum. :) 

Eugenio Recuenco'nun diğer fotoğraf çalışmalarına göz atmak isteyenler kişisel websitesini ziyaret edebililer.
Devamını Oku

23 Mayıs 2013 Perşembe

Kâşif ruhların pusulası: Elisabeth Lecourt

Farklı tasarımlar ya da konseptlere olan ilgimi körükleyen insanlara olan hayranlığımı her zaman paylaşmayı seviyorum. Bu seferki paylaşımım da yine böyle bir tasarımcı ile olacak, Elisabeth Lecourt. 

Tasarımcı tanımı Lecourt için az kalacak cinsten, çünkü çalışmalarına baktığınızda hem resim, hem el sanatları, hem heykel, hem grafik dizayn gibi bir çok alt dalı kendi bünyesinde barındırdığını keşfediyorsunuz. 

Ancak beni heyecanlandıran çalışmalarının başında, başlıkta da belirttiğim gibi, kâşif ruhlara sahip moda severler için yarattığı kıyafetleri geliyor. Çoğu zaman giydiklerimizin bizi yansıttığından bahsettiğimiz için, ruhu yere basmayanlar ya da bastığı toprağa sığmayanlar için sanatçının oldukça başarılı tasarımlar gerçekleştirdiğini söyleyebilirim. 

Öyleyse, şimdi Elisabeth Lecourt'un önderliğinde, tasarımlarını kutup yıldızımız kabul ederek, her gün farklı bir yolculuğa çıkma zamanımız geldi. 




Atlantik Okyanusu'nun haritasını kullanarak tasarladığı elbise ile bizleri Atlantik'in şimdiki gizemli güzelliğine götürmeyi hayal eden tasarımcı, belki de Yunanlı gezgin ve tarih yazarı Heredot'un da bahsettiği Atlantisli gizemli kavimin izini sürme fırsatı için haritayı bedenimize giydirmeyi seçmiş. 



1585 tarihinde çizilmiş olan Augustine Haritası, Batılı kâşiflerin Amerika'ya yaptıkları keşif seferlerinden kalma bir harita olsa da, Augustine kıyıları, Amerika kıtasına gelen yerli halkın milattan önce yaptıkları büyük göçün de sonlandığı duraklardan biri. Lecourt bu tasarımında bizleri, ünlü kaşiflerin yoluna katıp, kendi dünyamızda yeni yerler, yeni tatlar, yeni kokular ve ruhlar tanımak için cesaretlendirmeyi amaç edinmiş olsa gerek. 

1500'lere ait Santo Domingo'ya bir göz atmayı sağlayan tasarımı ile Lecourt, Batılı kaşif Kristof Kolomb'un kardeşi tarafından kurulan Santo Domingo ile bizlere, bence keşif yaptığımız yerlerde iz bırakmamız gerektiğini fısıldıyor. Bu izi insanlık tarihindeki kötü izler gibi değil, güzel ve kalıcı olması gerektiği yönünde bir uyarıyı da eklemeyi unutmuyor. 


1500'lerin ikinci çeyreğinde Amerika kıtasında büyük bir liman görevi gören Cartagena Colombia'ya ait harita ile Lecourt, şahsi fikrimce ruhumuzun limanlarını inşa etmemizi tavsiye ederken eklemeyi de unutmuyor, limanlarınız yolculuklarınızın başlayıp, sona erdiği yerler değil, her liman yeni bir yolculuğun başlangıç yeridir. 


1585 yılına ait San Francisco'yı  kuş bakışı ele alan harita ile, yüksekleri seven özgür ruhların yolculuğuna da yer vermiş Lecourt. Özgürce kanatlandığımızı hissettiğimiz nadir anlarda, kendinizi böyle bir elbise ile nasıl daha özgür hissedebileceğinizi düşünmenizi tavsiye ederim. :)

1600'lerin Kudüs haritası. Kutsal kelimesinin dilimizde ki diğer tanımı. İster semavi olsun ister olmasın bir çok din ve mit için kutsaliyet arz eden bu şehrin haritası ile Lecourt, kendi içsel huzuru için mistik seyahatleri tercih edenleri de unutmamış görünüyor. 


Dünya haritası ile belli noktaları değil, ufkunu tüm dünyaya açmış, her yeri bilmek ve hissetmek isteyen ruhlara seslenen Lecourt, bir nebze olsa da "dünya bedenden ibarettir" diyor da olabilir. 


Cambrige'te ki farklılaşmış ruhları tasarımına yansıtan Lecourt, dünyanın başka algılandığı bu şehirden, farklı bir tasarım ile söz ediyor gibi. 


Tabi ki özgür ve kaşif ruhlara sahip erkeklerin de unutulmadığı tasarımların arasında modern bakış  açısını her daim koruyan New York şehrinin kuş bakışı panoraması da erkek gömleklerinde yerini almış.

Lecourt'un bu özgün tasarımlarına, bende uyandırdığı izlenimler ile yaklaşarak, size tanıtmaya çalıştım, elbette başta bahsettiğim gibi Elisabeth Lecourt'u sadece tasarımcı olarak ele almak çok yetersiz, bu yüzden diğer çalışmalarına göz atmak isterseniz şahsi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. 

Özgür ve keşfetme arzusu ile dolu günler diliyorum, ruhunuzun limanlarını inşa etmeyi de unutmayın. :)
Devamını Oku

Tuval'in yolculuğu: Beden

Asırlardır insanoğlu resmetme tutkusunun önüne geçemedi, her boya izinde, her figürde daha da kamçıladı bu tutkuyu. Yüzyıllar yüzyılları geçmek için uğraştıkça, akımlar akımlara kıskançlık ve imreniş besleyerek daha ilerletmeye yönelik tavırlar ile yaklaştılar resim sanatına.

Değişmeyen tek şey insanın resim tutkusuyken, boya yapım teknik ve malzemeleri, fırçalar, manzaralar, ele alınan konular hep değişti. Tabi bunca teferruatlı bir oluşum içindeyken sanatçı, çığır açacak şekilde ufkunu genişletme çabasına da her zaman sahip oldu. Lascaux ve türevlerindeki duvar, deriye döndü, ağaç kabuklarına, yassı taşlara, papirüse kağıda ve sonunda özel işlemler ile gerilen kumaşa dönüştü yani tuval adını aldı.

Uzun zaman bu şekilde ilerleyen resim sanatının evi, artık çağımızın yeni arayışları içerisinde kendine başka bir yer bulma çabasındayken, Corina Olaru ve Manuela Vulpescu bu evi, tarihsel ve gelecek bağlamında inşa etmeye çalışmış ve büyük ölçüde başarılı da olmuşlar. İnşa ettikleri bu evi Swarte bünyesinde şekillendirmiş ve insan bedenini kullanarak 1 metre karelik sentezlenmiş sanat eserleri ortaya çıkarmışlar, çalışmalarını takip etmek isterseniz; SWARTE
















Devamını Oku
Tema resimleri sndr tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Maddenin Sanat Hali, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena